5 Ekim 2009 Pazartesi

4 Ekim 2009 / Ankaragücü - Galatasaray: 3-0 (şok!)

Evet bir şok. Hem de aslında Galatasaray'ın tarihinde eğer panik yapılmazsa sonradan olumluya dönen şoklardan biri daha olmaya aday bir şok... Fatih Terim'in ilk sezonunda Sami Yen'de Fenerbahçe'ye kaybedilen 4-0'lık maç yada UEFA kupasının alındığı sene Şampiyonlar Ligi'nde Chelsea'ye Sami Yen'de 5-0 kaybedilen maç gibi algılanabilir işin olumlu yanından bakmak istersek.

Analizde Galatasaray'ın bahanelerini sıralamak istiyorum öncelikle:
1- Erken başlayan sezon: Her zaman tehlike olmuştur futbol takımları için... Erken tutulan form ve diğer takımların form tutmaya başladıkları an yaşanan form grafiğindeki gerileme
2- Sakatlıklar: Yeni bir şey değil Galatasaray için. Ama hangi takım elindeki dört stoper'den üçünü son yıllarda Türkiye'de ve Dünya futbolunda aynı anda sakat verdi merak ediyorum? Bu sakatlıkların sonucu olarak ideal defans kurgusundan fersah fersah uzak bir Galatasaray ve bunun takım oyunu üzerindeki etkileri. Özellikle sol ve sağ kanatların kullanılamaması.
3- Hakem rezaleti: İddia ediyorum, eğer bu maç berabere bitmiş olsa yada Galatasaray 1-0 yenilmiş olsa herşeyden çok konuşulacak olan konulardan biri olacaktı karşılaşmanın meziyetsiz ve biraz da art niyetli hakemi Koray Gençerler... Nonda'ya yapılan penaltının verilmeyişi bir yana, Aydın'ın ceza sahası girişinde almış olduğu darbe ve sonrasında Ankaragücü'nden Ceyhun lehine faulle alakası olmayan pozisyonda verilen faul... Tam da Galatasaray'ın oyuna yüklenmeye başladığı anlarda ardı ardına yanlış yorumlanan ikili mücadeleler...
4- Takımda yine birinci maddenin devamı olan bireysel çöküşler ve takım içindeki mutsuz hava... Arda'nın neşesi son bir aydır kaçık, neden olduğu belli değil... hatta taa milli maçtan bu yana diye daha da kesin bir tarih verebiliriz burada... Hakan Balta'nın sakatlıktan sonra bir türlü forma giremeyişi, keza Ayhan'ın da... Elano'nun takıma uyum gösteremiyor olması, Baros ve Nonda'nın gol kaçırma yarışına girmesi vs.

Eğer Baros ve Nonda'dan birisi dakika 80. öncesindeki %100 gollük pozisyonlardan birini gol yapmış olsalardı bugün skor yazarları bambaşka şeyler konuşacaktı. Evet Galatasaray kötü ama gerek bu maç, gerek Sturm Graz maçı, gerekse Eskişehir maçı Galatasaray'ın rahatlıkla kazanabileceği pozisyonları bulduğu maçlardı. Ama olmadı... Ama futbol tanrıları böyle istedi.

Şimdi milli maç arası ve sonrasında Galatasaray için hiç de kolay olmayan iki maç var: Trabzonspor ve Fenerbahçe maçları. Bir nevi Galatasaray için ölüm kalım serisi diyebiliriz. Bu iki haftada sakatlıkların dengesi (yeni sakatlıklar ve düzelenler), Rijkaard'ın milli oyuncular olmadan yapacağı taktik çalışmalar ve yönetimin takım içindeki huzursuzluğun kaynağını bulması belki de Galatasaray için yeniden çıkışın başlangıcı olur.

28 Eylül 2009 Pazartesi

27 Eylül 2009 / Galatasaray – Eskişehirspor: 1-1

Bu maçı Eskişehirspor'un anti-futbol'unu Galatasaray'a kabul ettirdiği maç olarak hatırlamak en doğrusu olacak sanırım.

Bunun nedeni belki de Galatasaray'ın sezon başından bu yana en az net gol pozisyonu bulduğu maç olması olabilir. Geçtiğimiz hafta ligin küme düşme hattındaki Kasımpaşaspor'un bile 3-4 tehlikeli akını olduğu Turkcell Süper Ligi'nde ligin ilk dördünde yer alan Eskişehirspor'un maç boyunca tehlikeli bir tek pozisyon bularak berabere kalmış olması Eskişehirspor'un
antifutbol'unun Galatasaray'ın uygulayamadığı pozitif futbol'a üstünlük sağlaması olarak görebiliriz. Bu haftaki maçı ilginç kılan bir diğer unsur ise bir önceki akşam sanki galip gelmese küme düşecekmiş gibi 90. dakikada tank ve tüfekle Fenerbahçe kalesine yüklenmiş olan Antalya'nın acemice yediği, bence dünya futbol tarihine geçmiş acemilikte, bir golle Fenerbahçe galip gelirken, Galatasaray belki de 60-70 dakikasını rakip yarısahada
oynadığı maçtan beraberlikle ayrıldı.

Peki Galatasaray'da sorun neredeydi?

Öncelikle belirtmeliyim ki bu maç bu sezon tribünde seyrettiğim ilk maç olması nedeniyle takımın gerçek anlamda sahaya yayılışını görme açısından benim için bir ilk oldu. Galatasaray'ın oyunu yataya genişlemesin yayarak alanı diklemesine daraltmaya çalıştığı Leo Franco oyuna topu sokarken bile hissediliyor. Geçtiğimiz senelerde kaleci topu oyuna sokarken önünce iki stoper ve kenarlarda ise sol ve sağ bekler dururken, bu sene Leo Franco
sanki o eski stoperlermiş gibi ortada tek stoperler ise kenarlarda top bekler durumda, sol ve sağ bekler ise neredeyse orta sahanın en kenarlarında bekliyor durumdalar. Bu şekilde de oyunun kuruluşunda iki ön liberoya ortada geniş bir oynama alanı yaratılıyor. Her ne kadar bu diziliş
her oyun kuruluşunda takımın ofansif anlamda dizilmesini sağlasa da, Eskişehirspor ön alanda kurduğu baskıyla özellikle ilk devre Galatasaray'ın oyun kurmasına izin vermedi. Bunda sanırım haftalardır eksikliğini hissettiğimiz Ayhan'ın yokluğunun önemli bir payı vardı.

Ayhan'ın yokluğu derken, sahadaki oyuncuların da form düzeyindeki düşüş yavaş yavaş son birkaç haftadır kendini hissetiriyordu, ancak bu hafta daha da göze battı. Özellikle Kewell ve Arda'daki düşüş hücum organizasyonlarını aksattı. Ben genel olarak Nonda'nın oyununu beğensem de ceza sahasında oldukça yalnız bırakıldığı için zor anlar yaşadığını ve markajdan sıyrılmak için geriye çok fazla gelmek zorunda kaldığını kabul etmeliyim. Maçta ilerideki dörtlüden ortalamanın üzerinde görülen tek isim ilk goldeki katkısının etkisiyle Abdelkader Keita'ydı. Tabi takımdaki aksaklıkların bir tanesi de sol bekimizin stopere, ikinci sağ bekimizin sol beke kaymasıyla yarı topal bir savunma ile maça çıkmamızdı. Bu hem yediğimiz golde, hem de hücumlara çıkamayışlarda etkisini gösterdi. Belki de Kewell'ın tutuk görünmesinin nedeni arkasında gerçek anlamda bir sol bek olmaması olabilir, kimbilir?

Sonuç olarak Galatasaray tek pozisyon verdiği maçta iki değerli puanı hem de kendi evinde kaybetti ve önümüzdeki zorlu maç serisi öncesi yara aldı. Umarız bu maçtan alacağı dersler almış olduğu yaradan daha büyük olur.

25 Eylül 2009 Cuma

21 Eylül 2009 / Kasımpaşaspor -Galatasaray: 1-3

Blogspottaki sorunlar ve bayram tatili sonrası gecikmiş bir yazı. Sadece geleceğe referans olsun diye düşülen dipnotlar...

- Son dakikalarda gelen gollerle alınmış olan gelibiyet sonrasında, bu sezon maç sonu itibariyle beni en çok mutlu etmiş olan maç
- Hakem İlker Meral'e rağmen kazanılmış olan maç.
- Ortak görüşün iki kırmızı kart ve bir penaltının es geçilmiş olduğu, benim kişisel görüşüme göre Koray'ın Kewell'ın önünden topu koluyla aldığı pozisyonun da kırmızı kart gerektirdiği için üç kırmızı kart (gerçi teorik olarak aynı kişi iki defa kırmızı kart göremeyeceği için yine iki kırmızı kart) olması gereken, Galatasaray'ın daha maçında pentaltısının verilmediği bir maç.
- İlker Meral'in ise bundan sonraki hakemlik hayatının kara bir leke yada kara lekeler serisiyle hatırlanacağı maç
- Shabani Nonda'nın ikinci yarı oyuna girerek üç gol attığı maç.
- Abdelkader Keita'nın ikinci yarı oyuna girerek iki asist yaptığı ve harika oynadığı maç.
- Galatasaray'ın Fenerbahçe ile birlikte altı'da altı yaptığu maç.
- Galatasaray'ın üç gol serisine devam ettiği maç.
- Galatasaray'ın üç gol ortalamanın üzerinde sezon ortalamasına devam ettiği maç.

Biraz ekşisözlük tanımları gibi oldu ama maçtan aklımda kalan birkaç nokta bunlardı. Bunun dışında zaten çok detaylı analizler favori blog sitelerimde mevcut.


Bakalım Eskişehir maçı -ki bu sene tribunde seyredeceğim ilk maç olacak- neler getirecek... Dört günlük ara Rijkaard'ın takımı yeniden toparlamasına ve kalitenin artmasına yarduncı olacak mı?

17 Eylül 2009 Perşembe

17 Eylül 2009 / Panathinaikos FC- Galatasaray: 1-3

Bir kez daha "kötü oynadı ama kazandı", "attığı golleri çıkarın bakalım Galatasaray ne oynamış görelim"cilerin maçı olacak bir maç.

Beşiktaş maçıyla ilginç benzerlikleri var, ilk dakikalarda atılan gol, sonrasında rakibin yüklenmesi, ikinci devrenin bu sefer başında atılan gol ve sonrasında (bu kez gerçekten) şansa gelen bir gol ve şansa gelen golün sonrasında biri yedek üç stoperinden yoksun Galatasaray'ın defansının ortasına atılan golle yediği gol...

Öncelikle maç öncesindeki kadro çeşitli handikaplara sahipti, as geri ikiliden yoksun takımda bir de ilk dakikalarda iki Emre'den çok sakatlananının yeniden sakatlanması, son haftalarda formsuz dediğimiz Hakan Balta'nın stopere kayması ve sağ bek Uğur Uçar'ın sol bek olarak oyuna girmesi... Sadece bu da değil, son üç maçtır oynamayan Ayhan Akman ve bir de buna dinlendirilmek için kenarda tutulan Arda eklenince, aslında galibiyetin ne kadar zor koşullar altında alındığını gösteriyor...

Maçın en iyileri bence: Leo Franco (sonsuz güven verdiği için), yine yine yeniden Sabri (bitmeyen enerjisi ve enerjisinin yanına zekasını katma oranını arttırdığı için), Emre Aşık (aslanlar gibi mücadelesi için) ve Milan Baros (her ne kadar gol noktasında şanssız ve biraz beceriksiz olsa da ileride iki üç savunma oyuncusunu perişan ettiği için)

Diğer iyileri: Uğur Uçar ve Hakan Balta (her ikisi de pozisyonlarına ikincil hatta üçüncül ölçüde alışkın olsalar da) ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştıkları için, Elano maçın ilk devresinde sahayı yatayda çapraz attığı paslarla kullandırdığı ve iki gol attığı için, Kewell bu oyuna katkıda bulunduğu için, Mustafa Sarp ve Mehmet Topal ise doksan dakika boyunca takım savunmaında geri dönmeyen iler dörtlünün açıklarını kapatmaya müthiş özen gösterdikleri için...

Şimdi alınan bu galibiyetler sonrası, eminim ki takımın teknik kadrosu da bizim kadar eksiklerin farkındalar ve eksikleri kapatmak için Kasımpaşa maçını saymazsak ellerinde bir on günlük süre var... Galatasaray'ın üzerine koyarak gideceğini düşünüyorum... Eldeki kadro genişliği büyük zenginlik yeter ki sakatlıklar daha da artmasın...

Bir önceki maç sonunda söylediğimiz bir "test"i daha başarıyla geçti Galatasaray... Bundan sonraki sınavlar son birkaç sınavdan daha kolay görünse de asıl test onlar olabilir (erken atılmayan goller her zaman sıkıntı olabilir, ancak orada da Galatasaray'ın 70. dakika sonrası diri kalan görüntüsü çoğu zaman artısı olacaktır ilerideki maçlarda da)

Bir kez daha Avrupa'da bizi sevindirdiğin için teşekkürler Galatasaray...

13 Eylül 2009 Pazar

12 Eylül 2009 / Galatasaray - Beşiktaş: 3- 0


Herhalde bu sezon seyrettiğimiz en zevksiz Galatasaray maçıydı ligin ilk derbisi. Bunda ana nedenler belki de erken atılan gol, daha sonrasında uzun sure gelmeyen ikinci gol ve derbide galibiyeti koruma telaşıydı.

Maçın büyük çoğunluğu Beşiktaş hakimiyetinde geçiyor gibi görünse de aslında belki de bulunan toplam gol pozisyonu sayısı eşit gibiydi. Aslında maçta Beşiktaş üzerinde özellikle Mustafa Denizli'nin tercihleri çerçevesinde konuşulacak cok fazla şey bulunsa da biz Galatasaray'a konsantre olalım analizimizde.

Galatasaray için söylenebilecek tek şey Ayhan Akman'ın yokluğu ve Arda Turan'ın formuzluğunda takımın dizilişinin gerçek anlamda 6-0-4'e döndüğü ve bunun seyir zevkini tamamen öldürdüğü. Herkes milli maçlar nedeniyle Arda Turan'ın formuzluğunu normal olarak algılasa da ben profesyonel bir futbolcunun gücünü zaman içinde bu kadar dengesiz dağıtmasının normal olmadığını ve bunun üzerinde gidilmesi gereken bir sorun olduğunu düşünüyorum. 6-0-4'ün orta saha oyuncularını da eleştirebiliriz. Ama burada bence eleştirilecek olan Mustafa Sarp'tan çok Mehmet Topal olabilir. Geçtiğimiz yıllardaki Mehmet Topal'dan uzak olan futbol görüntüsü ve defansla hücüm arasındaki bağlantıyı sağlayamıyor olması da Mehmet Topal için büyük bir eksi.

Savunma oyuncularına teker teker bakacak olursak, içine Roberto Carlos girmiş gibi oynayan Sabri Sarıoğlu belki de takımın en iyisiydi dün gece. Servet ve Emre Aşık neredeyse hatasız oynadılar, özellikle ilk devre baskının çok arttığı anlarda. Hakan Balta'yı ise geçtiğimiz maçlara göre daha olumlu ancak geçtiğimiz yılki performansının hala altında buldum.

Forvet hattında, Arda Turan takımın bir kişi eksik olmasına neden oldu tek kelimeyle ve Rijkaard burada doğru olanı yaparak erken bir oyuncu değişikliğine gitti. Keita ve Kewell çok harika oynamasalar da Keita oyunda kaldığı sürece her an tehlike yaratabilecek görüntüsüyle ve Beşiktaş'ın sol bekinin oyuna girmesini engellemesiyle vasatın üzerinde görünürken, Kewell kadife ayaklı futbolunu son dakikalardaki asistiyle süsledi. Ancak Kewell hala fiziksel olarak zayıf görünümünü sürdürüyor, ikili mücadelelerin çoğunda ayakta kalmayı başaramadı.

Baros'un ise tam kenara çekilecekken fırsatçığını konuşturup atmış olduğu gol atılması görüldüğü kadar da kolay bil gol değildi. Golün tekrarında da herhalde birçok kişi o topun kaleye çevrilmesi için Baros'un ne kadar efor sarfettiğini görmüştür. Üçüncü gol ise hem kendisi için hem de takım için güzel bir hediye oldu. Golün başında Sabri'nin sağ cizgiye mükemmel paralellikte gönderdiği pas, sonrasında Elano'nun Kewell'ı aynı güzellikte diğer kanatta görmesi ve Kewell'ın tek pasta topu Baros'a indirmesi ve Baros'un önce arkasını kontrol edip sonra da kalenin köşesine topu göndermesi ve 3-0.

Peki bu 3-0'lık skor bizi aldatmalı mı? Geçtiğimiz haftalarda sürekli Galatasaray'ın iyi takımlara karşı mücadele etmediği ve her zaman bir sonraki maçın Galatasaray için asıl test olacağı söylenip durdu. Ancak Galatasaray bu maçların hepsinden farklı skorlarla ayrılmayı başardı. Şimdi yine önünde ciddi bir sınav var bu Perşembe akşamı Panathinaikos'a karşı. Bekleyelim görelim...

1 Eylül 2009 Salı

31 Ağustos 2009 / Ankaraspor Galatasaray: 0-2


Galatasaray ligde onbir yil aradan sonra ilk kez dortte dort yapti bu macla. Peki oynanan futbol nasildi? Bence oldukca etkisiz bir futbol oynadi Galatasaray son yarim saate kadar. Hatta 45 ile 60 arasinda ankaraspor daha iyi ayaga pas yapan, alan daraltan ve pozisyonlar bulan taraf olarak gorundu. Gectigimiz yilki Galatasaray olsa oradan sonra buyuk ihtimalle silkinemez ve kalesinde gol gorurdu. Ancak bu yilki Galatasaray gectigimiz yilkine gore cok daha yuksek bir kondisyona ve kadro genisligine sahip. Elbetteki kadro genisligi icin yonetimi, o genis kadroyu bu form duzeyine getirip akillica kullandigi icin de teknik kadroyu kutlamak gerekir.

Oyunculara kisaca deginmek gerekirse, Baros, Elano, Hakan Balta ve Mehmet Topal'ın digerlerine oranla daha zayif kaldiklarini soyleyebiliriz. Ozellikle mactaki genel durgun havanin ana nedeni Ayhan'ın basariyla yuruttugu defans forvet baglantisini gerek Mehmet Topal'ın gerekse Mustafa Sarp'in gerceklestiememis olmasiydi.

Maci ceviren ise Arda ve Sabri'nin kazanma hirsina akilli ayak Kewell'in ve ayakta kalan Nonda'nin eklenmesi oldu. Oyuna sonradan giren Aydin da fizik olarak dusmus Ankaraspor defansina zor anlar yasatmayi basardi.

Netice itibariyle cok iyi futbol oynanmasa da hatta Rijkaard'in deyimiyle "disappointing " bir ilk yari oynanmis olsa da dortte dort guzel...

30 Ağustos 2009 Pazar

30 Ağustos 2009 / Fenerbahçe-Manisaspor: 2-1


Manisaspor'un deplasmanda Fenerbahçe'den daha çok kaleye gittiği, 90+3'e berabere girip, son dakikada kendi arasında pas yaparken topu kaybettiği ve sonrasında Guiza, Alex ve Semih'e engel olamayarak kalesinde golü görerek kaybettiği maç.

Bu maçla ilgili bir diğer not ise Emre Belezoğlu'nun ligin ilk üç haftasında her maç haketmiş oluğu kırmızı kartı sonunda görmesi olarak kayda geçti.